Türkler Tarafından İcat Edilmesi Beklenenler
25 Eylül 2009 Yazan Kermit
Kategori Güzel Paylaşımlar
Bitmeyen piknik tüpü.
Sigara cepli çorap.
Topuğu basık ayakkabı.
Köpüklü su musluğu + şampuan konulan şofben.
Elektrik sayacı durduracağı.
Bujibaşı törpüsü.
Malzemeden çalındığı halde yıkılmayan bina.
Döner pişiren mikrodalga.
Laf atan korna.
Elektrikli kulak karıştırma makinası.
Minibüs arkasından para uzatmak için şöförün yanına kadar uzanan demir çubuklu tesisat.
Yolda yürürken bir yerlerin kaşındığını algılayan ve otomatik olarak kaşımaya başliyan alet.
Güdümlü anne terliği.
Sıcak su ısıtmalı maşrapa.
Kurban kesme makinesi.
Gerektiğinde kırmızı yanabilen yatak odası abajuru.
Körüklü dolmuş kapısı böylece minibüsçüler daha fazla yolcu alabilirler.
Basamakta durana çarpmıyan otomatik kapı.
Deriye yapışan, suda kaymayı sağlayan deve güreşi mayosu.
Pembe dizi saatlerini dijital ekranında scroll eden bulaşık makinaları, buzdolapları.
Otobüste yan koltukta oturan kişinin gazetesini rahat bir şekilde okuma imkanı veren zoomlu gözlük.
Namaz vaktini hatırlatan müslüman guguk kuşlu saat.
Spor tutkunları için tribünlere yeni bir ses, taze bir soluk getiren küfür eden korna (korna başlığı değiştirilmek suretiyle istenen küfür seçilebilir).
Otomobil severler için meme yapmayan platin.
Düğmesine basıldığında “dü-lüü” sesi veren fake-akbil.
Dolma sarma makinesi (ki yapildi gururla satiliyor).
Kopüklü Türk kahvesi yapma makinesi (o da yapıldı).
Tavana değiştirilebilir duvar kağıdı, böylece atılan çiğ köfte yapıştığında tavanda iz bırakmayacaktır.
Enseye monte edilen otomatik burun karıştırma makinası.
Ağza takılan ve dişlerle şişe kapağı açmayı kolaylaştıracak açacak.
Bir ortamda bulunan kişilerle tanışmayı sağlayacak herhangi bir cihaz, gerçi bunu sağlayan bir alet icat etmişiz yakın zamanda. (bkz: turk genci tanışmak ister)
Halk tipi kaza hasar tespit cihazı. Arabaların üzerinde bulunan bir sensöra tutulur, arabalarda kaza sonrası ne kadar hasar olduğunu bildirir.
Şarjı hiç bitmeyen cep telefonu
Ben türküm abi diyen robot (bkz: i robot).
Polis kontrolünden önce kendiliğinden takılan emniyet kemeri.
Kahvelerde el altından kiralanacak okey ışınlama makinesi.
Radara yakalanmayı önleyen, ayrıca porno film de oynatabilen çok işlevli cd.
Papatya Falı
Balkona çıkıp üst kattaki komşunun sarkıttığı nevresimleri kokluyorum. Mis gibi. Ama farklı. Her evin bir kokusu var, has. Bir tadı var, bir adı. Her evin bir tınısı var kendi içinde, bir yaşanmışlığı. Özel. Özendirir. Beni. Eriklerin saplarını kopartırken çıkan o “pıt” sesini, bir de komşunun nevresimlerini koklanmayı seviyorum. Sevgilimi seviyorum. Dünyayı sevmiyorum, sevmediğim bir gezegende yaşamak zorunda olduğum için (pek çok insan gibi..?..!..?..) mutsuzum. Ama içindeki bazı şeyleri seviyorum. Balıkları mesela, donuk gözlerini ve pullarını. Sevgilimle o balıkları yemeyi. Güneşi mesela, akşamüstü son kızıllığını saçıp bizi kandırırkenki halini. Bir de sürü halinde milyonlarca insanla aynı havayı teneffüs edip, aynı göğe bakmayı seviyorum. Kanımda var koyunluk, bazen koyunluğumla övünüyorum. Sevmek duygusundan pek haz etmem doğrusu. Aczi yeti çağrıştırıyor hep. Seni sevdiğim zamanlarda olduğu gibi. Sigara içmek gibi. Ona olan bağlılığımı sevmiyor, sinirliyken beni teskin etme kapasitesine hayran kalıyorum. Koyunluğumu mezbaha yolunda lanetliyor ama çimler üzerinde övüyorum. Bir gün komşunun nevresimlerini koklarken kaza süsü verip aşağıya atlama planlarım beni heyecanlandırıyor, seviyorum. Ama ayrı gayrı durma mülahazaları beni delirtip kaza süsüne meylettiriyor. Heyecanımı söndürüyor. Yastığa başımı koyup gece ölmelerine kaçmayı seviyorum. Beni başka âlemlere götüren rüyaları özlüyor, göremeyince uykularıma sövüyorum. İşkencesinden ürküp sabahlıyorum kimi zaman. Güneşin kör gözüne parmak doğup yüz buruşturmasını sevmiyor, gidişini özlüyorum. Kızılıyla. Etraftaki çitlerin yaklaştıkça dikenli olduklarını fark etmekten nefret ediyor, komşunun nevresimine tutunup üzerlerinden atlayasım geliyor. Sonra gene sen geliyorsun aklıma ve balıklar. Ev yapımı şarabın ağzımı mora boyamasını seviyor, burukluğu ile mest oluyorum. Ama aynı hevesle içip bitirdiğimde şişenin dibini görmekten nefret ediyorum. Güneşin batışından, sapların kopuşudan gayrı sonları sevmiyorum. Bitmişliğe, bitecekliğe, sonluğa ve yokluğa şahit olmaktansa, koyunları saymayı tercih ediyorum. Ve beni o alemlere götürmemeye and içmiş gecelere sövüyor, yarı ölü dalıyorum uykulara, sensiz..
Ama, seni aklıma fırlatıp attığı için seviyorum,
sensizliği.
Gül Saba Taka
Züleyha’nın Mektubu…
Züleyha, kalbi acının anlamına dair sınırlarda dolaşmaya başlayınca Yusuf’a bir mektup yazmaya karar verdi. içindeki hallere tercüman olacak sözcükleri bulup da yusuf’ a göstermek istedi. Dedi, her vasfın karşılığı bir sözcük var nasılsa. Bende halimi arz edeyim sözcüklerle Yusuf’uma.
Papirüsten ezilmiş kağıdı, sivri kalemi aldı eline.
Yusuf diye yazdı, namenin en başına, sayfanın tam ortasına.
İçinden binlerce Yusuf ses verdi.
Ey içimdeki yıldızlar mütercimi, ölü olmayan kuşlarım benim
Mısır’ın ruhuna mürekkebinin kokusunu uçuran Yusuf’um.
Nil sularına dökülmüş kandillerin aydınlığı
Gizli bahçelerden geçen yeşillerin ıslak çoğulluğu.
Konuşan ağacım bana, konuşan ırmağım benim.
Işıklı yağmurum.
Gözlerimle gören ey, gözleriyle gördüğüm.
Uyan kursağından Yusuf;uyan…
Geçmiş bimarım, rahnem uyan…
Çığlıksız şaha vuran,düşlerimden nehlendiremediğim…
D/ilimde patlıyor narın,yan…
Yusuf dedi züleyha, namenin tam ortasına, sayfanın başına.
İçinden bin Yusuf daha ses verdi.
En derin kuyusunda kaybolduğum ey,
Nil’in sesi geliyor, gelsin, sesim nil’e gitmiyor gitmesin.
Sesi bana gelmeyen, sesim ona gitmeyen ey.
Ukba zamanlardan inme az’ında telaşlı ısmarlanırım Yusuf yanıma…
Her y/anım bir/az…Her y/anım bir/azar sus kadar…
Hoyrat kaderin kederinde kulaçlanırım…
Dönüpte yüz döktüğüm kuyularına, sahra yanımla kundaklandım…
Züleyha sayfanın ortasından devam etti, Yusuf, dedi.
Ey kalbimle seven
Ey kalbiyle sevdiğim.
Muhabbeti kolay giyilir libas olmayan,
Vahayı terk edip çölün rahmetine düşen defterim,
Yitik tahtına gönlünce kurulan çöl misillemesi sevdiceğim,
Dağ lalesi,Çöl çiçeği
Ah benim yitik ezel gülü vasfınca sahiplendiğim, ah beni ezel gülü vasfınca sahiplenip de sahiplendiğini henüz bilmeyen sevgilim,
Ey nur kokulu sevgili…!
Eylül çölüne soyundu baskın avazlarım…
Az’ınlık yanıma dayatırım, yaşam arası gevelenen mülteci Yusuf savaşımı…
Kuyularda leyl esen Yusuf yüzüne açtım pencerelerimi…
Zihnimin kursağına aç/ık bırakırım, çekilmiş soluğumu…
Kabzeliğine cür’etim içimin şulesinden…
Kuyularına yedi-i idam perdedar eyler semm övgüleri…
Gözlerin feri kurban ağıtlara…
Dönüpde kuyulara bir dem vurdum yüzümü…İmge lal eserim esaretliğime…
Ah benim! Ah benim!
Ey adı gelecek zamanların ve mekanların insanlarına adımla bile kalacak olan,
Ey adım adıyla bile yazılacak olan
Sularıma dökülen karanlık, yoklarımı örten aydınlık
Tezatlarım benim , benim tekrirlerim
Ama muhabbetinden asla rücu etmediğim
Gün geçtikçe çoğalan benzetmelerim,
Sözcüklerim, lügatim, lisan hacmimce vasıflandırdığım vasfım
Yusuf dedi Züleyha, sayfanın ortasına. Hala hitaptaydı kalemi, bir satır ileri geçemedi.
Leyl-i gecelere kuyu uğultusunda esen terk-i yar Yusuf…
Uğultularına Züleyha avazı varırım..Musalla taşına ağır yatar ruhum…
Akşam alacasına çengellenir, çarmığa gerilen kangren başım…
Dönüpte kalma Yusuf, dönüpte kalma içine bükülen Züleyha alacasında…
Söylemlerim paslı pranga dilime…
Bakıpta, susupta görme kıble sabahlara açan yediverenlerimin devrilişini…
Us’uma sekr’i koyulur göçüm…
Leyl_i y/anım;uzak dur keskinliği rahne virajlardan…
Kahbe suallerin dinmeyen serzenişlerinde tutuşan hasretler,
yazgımın bitim fermanına felç indiriyor…
Yakup figanında s/arıyorum…
Kuyu diplerinde içimin dokunulmazlına uzlet kılınan devirlerimi…
Gittim kaldığım yerlerde an/ımsanarak…
Kaldım gittiğin kadar az/ımsanarak…
Penceremin nispet-i in’kas yüz’üme Yusuf düşen leyl-i yar…
Bir satır ileri geçsem hitaptan, dedi, yanacağım. Ses verdi içinden bir ses: yan o zaman, yan o zaman!
Züleyha devam etti:
Ah benim yusuf’ um , ah benim, ah/senim, dedi, başka bir şey diyemedi.
Sus Yusuf b/akışlım sus…Pustum Yakup karanlığına…
Züleyha olmak yetmedi özüme, Yakup sardım ben’liğime…
Elest meclisinde söz verdim…Yusuf’luğuma astım ruhumu…
O vakte kadar susacak özüm…
Gönül derler ser-i kuyunda bir divanemiz kaldı…Yusuf…
Züleyha Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca. Yusuf diye başladı, Yusuf diye bitirdi.gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.ve züleyha’ nın lügatinde Yusuf’tan öte sözcük yok.
Yusuf, dedi, kelamım artık sende hükümsüz. Ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme. Bil ki kelamdan da ötede sadece ah var, ah ki dünya onun üzerine durur, gök kubbe onun hararetiyle döner.
-alnımın yazısı olduğun kadar alnının da yazısıyım
Nazan BEKİROĞLU(YUSUF ile ZULEYHA romanından)
Koyu satırlar Şule İDİZ(ELEST MECLİSİNDE ALLAHA SÖZ VEREN RUHLARA adlı denemesinden)
alıntıdır
Hazır Bu Bahar
Her yağış bir başka kalkışmaya gönüllü
Ve kim neye erse bu geçişte
Bir tomurcuk bir gözyaşı mutluluk işte
Her bahar arifesinde korkulu bir kimsesiz gecenin
Aklım elim yüreğim kirişte hep biraz korku biraz yalan telefon
seslerinde…..
Ya yine boş koridor islaklığıysa ve beton efesi
Bütün fakir çocukluklarda….
Ama herşey sırasını beklerken
Mukaddes bir kuytuda
Senden umut kesenin hüzün kesesinde bir yavru
Herhangi bir anne kadar kanguru
İşte bahar işte sevda işte tomurcuk bir bakıma
Ağzım mavi ıslaklığının uçurumunda
Rüyayla gerçeğin arasında
Hep iyinin aşkın tarafında
ve
Değmediğim yerin kalmayıncaya
Bu bahar sonsuza tomurcuklanmaya
Ben sana sen çatlak bir anadoluyu kucaklamaya
Bu bahar aşk için hazır
Hazır vazgeçmeye
adının bile baş harflerinden
Kayıtsız bir sarhoşluğun her gün erkenden sabah oluşu
Her şeyi biraz şakalaştıran bakışından
Şakadan başka izahı olmayan bu kalp ağrısından
ve
bahanesi bir yürek bir et
bir bedenin içine girmek!
Hazır bu bahar
Akılsız! bir yeşermenin şahane hasadına
Hazır Nur topu bir yaşama sevincini kundaklamaya….
Unutma baharda çiçek olan
Meyvedir yaza….
Bu erik tanesi bu şakacı bahar çiçeği
Her dem taze kalsa…
Neon Efekti
04 Eylül 2009 Yazan Kermit
Kategori Photoshop Dersleri
1.CTRL+N Kombinasyonu ile Yeni Bir Çalışma Açıyoruz.Arka Planımız Beyaz Yapıyoruz.Yazımızı Siyah Renkle Yazıyoruz.
2. Layer > Flatten Image
3. Image > Adjust > Invert
işlemlerini Uyguluyoruz..
Ardından
4.Filter > Blur > Guassian blur (Radius 2.0)
5.Filter > Stylize > Solarize
6. Image > Adjust > Auto Levels
7. Image > Adjust > Hue Saturation Bu işlemde Rengimizi Veriyoruz.





Derici Çetin Usta